top of page
  • Whatsapp
  • Instagram

​Üniversite Hayatını Verimli Geçirme Rehberi 

Üniversiteyi kazandın.
Peki üniversiteden ne kazanacaksın?

Aylarca çalıştın, sınavı kazandın ve şimdi Kocaeli’nde hayatının yeni bir dönemi başlıyor.

Yeni bir şehir, yeni bir yurt, yeni arkadaşlar, yeni bir okul ve daha önce hiç sahip olmadığın bir özgürlük…

İlk başta her şey çok heyecanlı olacak. Sonra dersler başlayacak, arkadaş çevren oluşacak ve birkaç ay içerisinde yeni hayatın normalleşecek.

İşte asıl hikâye tam burada başlıyor.

Çünkü üniversitede geçirdiğin 4 yılın sonunda elinde yalnızca bir diploma olmayacak. Kimlerle tanıştığın, neler öğrendiğin, hangi deneyimleri yaşadığın, hangi alışkanlıkları kazandığın ve kendine ne kattığın da seninle birlikte mezun olacak.

İlk günden kendine şu soruyu sormanda fayda var:

4 yıl sonra buradan nasıl biri olarak çıkmak istiyorum?

ÇEVRENİ DEĞİŞTİR, HAYATIN DEĞİŞSİN
 

Üniversite, hayatında ilk kez bu kadar farklı insanla aynı ortamda bulunacağın dönemlerden biri.

Farklı bölümlerden, şehirlerden, kültürlerden ve hayat hikâyelerinden insanlarla tanışacaksın. Bir kulüpte, bir spor etkinliğinde, yurtta, kampüste ya da tamamen tesadüfen…

Bu çevrenin genişlemesi yalnızca sosyal hayatını değil, düşünce dünyanı da değiştirecek. Yeni insanlarla tanıştıkça farklı bakış açıları görecek, yeni fırsatlardan haberdar olacak ve zamanla kendi çevreni oluşturacaksın.

Bugün tanıştığın bir arkadaşın birkaç yıl sonra iş ortağın, çalışma arkadaşın veya hayatının önemli insanlarından biri olabilir. Bu yüzden üniversite yıllarında “kaç kişi tanıyorum?” kadar “kimlerle, nerelerde ve ne vesileyle tanışıyorum?” sorusu da önemli.

Bütün boş zamanın yurt yatağında  geçmek zorunda değil.
Çevre, tesadüfen değil; hayatın içinde oluşuyor.

BEDENİNİ DE HAYATINA KAT
 

Üniversiteyle birlikte hayatın daha hareketsiz bir düzene dönüşebilir.

Saatlerce ders, bilgisayar başında ödev, yurtta geçirilen zaman ve telefonda geçirilen uzun saatler derken günün büyük bölümü oturarak geçebilir.

Oysa sporun hayatına girmesi için profesyonel bir sporcu olmana veya her gün spor salonuna gitmene gerek yok.

Koşu, yüzme, basketbol, voleybol, tenis, padel, bisiklet, tırmanış, trekking, dövüş sporları veya sadece düzenli yürüyüş…

Buradaki asıl kazanım yalnızca fiziksel görünüm değil. Düzenli hareket; günlük enerjini, sosyal çevreni ve yaşam düzenini de etkileyebilir.

Önemli olan sporcu olmak değil, hareket eden bir hayat kurmak.


İNGİLİZCENİ DÖRT YILA YAY
 

İngilizce konusunda üniversitenin en büyük avantajlarından biri önünde dört yıllık bir zaman olması.
Her gün saatlerce çalışmak yerine, İngilizceyi günlük hayatın küçük bir parçası haline getirmek bile zaman içerisinde ciddi bir fark oluşturabilir.

İngilizce içerikler izlemek, podcast dinlemek, yabancı kaynaklardan okumak, konuşma pratiği yapmak, Erasmus veya yurtdışı fırsatlarını değerlendirmek…

Dört yıl boyunca bunları düzenli şekilde hayatında tuttuğunda, mezuniyet günü geldiğinde sadece bölümünden değil, dünyayla iletişim kurabilme kapasiten açısından da başka bir noktada olabilirsin.

Bugün İngilizce öğrenmek için harcadığın zamanın karşılığını yalnızca üniversitede değil, çalışma hayatında da alacaksın.

Üniversite bittiğinde İngilizce “geliştirmeye çalıştığın” bir şey değil, kullandığın bir beceri olabilir.

DENEYİMİNİ CV’DEN ÖNCE BİRİKTİR
 

Üniversiteye başladığında çalışma hayatı biraz uzak görünebilir.
“Daha birinci sınıftayım. Önce okulu bir oturtayım.”
Ama dört yıl düşündüğünden çok daha hızlı geçiyor.

Part-time bir iş, staj, freelance bir çalışma, gönüllülük, bir organizasyonda görev almak veya kendi küçük projen üzerinde çalışmak…

Bunların her biri sana yalnızca para kazandırmayabilir; sorumluluk alma, insanlarla iletişim kurma, zaman yönetimi ve gerçek bir işin nasıl yürüdüğünü öğrenme fırsatı da yaratabilir.

Kendi emeğinle kazandığın parayı yönetmek, bir kısmını biriktirmek ve neye harcayacağını düşünmek finansal alışkanlıklarının temelini oluşturabilir.

Mezun olduğunda elinde sadece bir diploma değil, anlatabileceğin gerçek deneyimler olması büyük fark yaratır.

BİR YERE AİT OL
 

Bir kulübe katılmak, bir topluluğun parçası olmak, etkinliklerde görev almak veya bir organizasyonun arkasındaki ekipte yer almak…

Bunlar dışarıdan bakıldığında “sosyal aktivite” gibi görünebilir. Fakat içine girdiğinde çok daha fazlasını öğrenirsin.

Bir etkinlik organize ederken planlamayı, ekip çalışmasını ve problem çözmeyi; farklı insanlarla çalışırken iletişimi; sorumluluk aldığında ise kendi kararlarının sonuçlarını öğrenirsin. 

Üniversitedeki en güzel deneyimlerden bazıları, başlangıçta “bunun bana ne faydası olacak?” diye düşündüğün şeylerden çıkabilir.

Bazen CV’ye yazılan değil, yaşanan deneyim daha çok şey öğretir.

KENDİ HAYATINI KUR
 

Ailenin düzeninden çıkıp kendi hayatını yönetmeye başladığında birçok karar artık sana ait olacak.

Ne zaman uyuyacağın, ne yiyeceğin, paranı nereye harcayacağın, boş zamanını nasıl geçireceğin, kimlerle vakit geçireceğin… Ve burada küçük kararlar zamanla büyük alışkanlıklara dönüşüyor.

Alkol, uyuşturucu ve benzeri kötü alışkanlıkların normalleştiği bir çevrenin içine girmek oldukça kolay olabilir. Bu konuda kendini korumalı ve dikkatli olmalısın. Aynı şekilde düzensiz beslenme, uykusuzluk ve sürekli hareketsizlik de fark etmeden günlük hayatın haline gelebilir.

Üniversite hayatının eğlenceli olmasıyla sağlıklı olması birbirinin zıttı değil.

Arkadaşlarınla eğlenebilir, gece dışarı çıkabilir, etkinliklere katılabilir, seyahat edebilir ve yine de kendine iyi baktığın bir düzen kurabilirsin.

KENDİNİ TANIMAYA BAŞLA
 

Hangi işi yapacağını, hangi sektörde çalışacağını veya gerçekten ne istediğini henüz bilmiyor olabilirsin.

Üniversite biraz da bunları deneyerek öğrenme dönemi.

Bir ders ilgini çekebilir. Bir staj fikrini değiştirebilir. Bir kulüp seni bambaşka bir alana götürebilir. Bir proje “ben bunu yapmak istiyorum” dedirtebilir.

Bazen de tam tersi olur. Sevmediğin bir şeyi deneyip aslında ne istemediğini fark edersin. Bu yüzden ilk yıllarda her şeyi kesinleştirmeye çalışmak yerine kendin hakkında veri toplamaya başlamak daha değerli olabilir.

Neyi seviyorsun? Neyi iyi yapıyorsun?
Hangi ortamlarda kendini daha iyi hissediyorsun?
Nasıl bir hayat istiyorsun?

Belki üniversitenin en büyük keşfi bir meslek değil, kendin olacaksın.

YARDIM İSTEMEKTEN ÇEKİNME
 

İlk kez bir yurtta kalmak, yeni bir şehirde yaşamak, ders seçimleri yapmak, sınav sistemini anlamaya çalışmak…

Başlarda bazı şeyler karışık gelebilir.

Bir hocaya soru sormak, üst sınıftan fikir almak, danışmanına gitmek, öğrenci kulüplerinden destek almak veya ihtiyaç duyduğunda üniversitenin sunduğu desteklerden yararlanmak zayıflık değil.

Tam tersine, doğru kişiye doğru zamanda ulaşabilmek de bir beceri.

Üniversitede karşına çıkan her problemi Google’da tek başına çözmeye çalışmak yerine, bazen senden önce aynı yoldan geçmiş birine sormak işleri çok daha kolaylaştırabilir.

Bilmiyor olmak sorun değil. Sormaktan çekinmek bazen asıl sorun.

BAŞARISIZLIĞA DA YER AÇ
 

Bir sınav kötü geçebilir. Başvurduğun stajdan kabul gelmeyebilir. Bir kulüpte istediğin görevi alamayabilirsin. Bir etkinlikte işler planladığın gibi gitmeyebilir. Bir iş fikrin tutmayabilir.

Hatta bazen seçtiğin bölümün veya yapmak istediğin şeyin sana göre olmadığını fark edebilirsin. Bunların hiçbirisi dört yılın boşa gittiği anlamına gelmiyor.

Çünkü üniversite sadece başarılı olduğun şeyleri biriktirdiğin bir dönem değil; yanıldığın, yeniden denediğin ve kendini geliştirdiğin bir dönem.

Hiç hata yapmadan mezun olmak kulağa güzel geliyor.

Ama dört yıl boyunca hiçbir şeyi denememiş olmanın sonucu bundan çok daha farklı olabilir.

Bazı şeyleri kaybetmek, neyin peşinden gitmen gerektiğini gösterebilir.

bottom of page